Zamanın unutturamayacağı bazı hikâyeler vardır. Bir kişiye, bir markaya ait olmaktan çıkar, insanlığın ortak hafızasına karışır. Tıpkı bu topraklarda 120 yıldır varlığını sürdüren Nestlé Türkiye’nin hikâyesi gibi. Çocuğun ve çocuk gelişiminin keşfine, modern İstanbul’un doğuşuna, Cumhuriyet’in ideallerine ve insanlığın hayatta kalma mücadelesine dokunan bu hikâyeyi Sunay Akın’dan dinlerken kendimi düşünmekten alamıyorum. Bir markanın insana dokunan en büyük iyiliği, belki de tam olarak buydu: İnsan hayatının en kırılgan olduğu anlarda yanında olmak.
Nestlé Türkiye’nin 120’nci yılı kutlu olsun!
1800’lü yıllar… İnsanlığın çocuk gelişimine yön veren birçok tıbbi bilgiden yoksun olduğu, çocukların ne kadar yaşayacağının belli olmadığı yıllar… Keşfedilmiş tedavi teknikleri yok, aşı yok, ilaçlar yok, beslenme kültürü yok… Dönemin zorluğu, o tarihte insanlığa kazandırılan sanat eserlerinde de hissediliyor.
Edebiyatın usta isimlerinden Sunay Akın’ın bize gösterdiği Gustave Doré’a ait Akrobatlar adlı resim bu sanat eserlerinden biri… Tuvalde bir sirk resmediliyor. Sirkin palyaçosu, bir baba… Kenarda oturmuş, yaşlı gözlerle gösteri esnasına ölümcül bir şekilde yaralanmış, kanlar içindeki çocuğunu ve onu kucaklayan çaresiz anneyi izliyor. O büyük acıyı, ailenin yüzündeki her kıvrımda hissediyor insan.
“Biz çocuğu uygarlık tarihinde hekimlere ve eczacılara borçluyuz” diyor Sunay Akın, “Sağlık alanındaki gelişmeler olmasa çocuk yoktu.”

Sonra 1950’lere geliyoruz. Bu sefer önümüzde mutlu bir aile fotoğrafı var. Herkesin yüzü gülüyor. Aralarında Charlie Chaplin de var. Bu önemli bir temsil zira mutluluk, aile, insan gelişimi bu fotoğrafın çekildiği yerde başlıyor. İsviçre’nin Vevey Gölü kıyısındaki bir kentinde…
Fotoğrafın çekildiği yerde yaklaşık 80 yıl önce, 1867’de dünyaya ilk bebek mamasını kazandıran Nestle kuruluyor. Ne güzel bir tesadüf değil mi?
Markanın kurucusu Henry Nestlé de çocuk ölümlerinin pik yaptığı 1800’lerde Frankfurt kökenli bir ailenin 11’inci çocuğu olarak dünyaya geliyor. Kendine meslek olarak eczacılığı seçiyor. Burada tek bir soruyla önemli bir bağ kuruyor Sunay Akın… “Kimbilir o da kaç kardeşini kaybetti o yaşına kadar?”
Çocuk gelişiminde büyük sınavlar verdiği bir dönemde insanlığa ilk defa bebek mamasını sunmak…
“Çocuk dediğinizde aklınıza gelişmiş, sağlıklı, insanın o en güzel hali geliyorsa, buradaki başrollerden biri bu bebek mamasıdır. Nestledir” diyor Sunay Akın ve ekliyor. “İşte bu, bir markanın insanlığa yaptığı en büyük iyiliktir.”
Nestle’nin ürettiği bebek mamaları dünyanın bütün ülkelerinde eczanelerde satılmaya başlıyor. Ama markanın tek iyiliği bu değil. Bebek mamasını, mama sandalyesi, ardından biberon takip ediyor.

MOR SALKIMLAR ALTINDA İSTANBUL
Yine 1800’lerin ortasında gezinmeye devam ediyoruz. Yolculuğumuzun bir sonraki durağı İstanbul. Sultan Abdülmecid tahtta… Sarayın bahçesinde George Baker ile karşılaşıyoruz. Kendisi İngiliz kökenli bir bahçıvan. Doğayla ilgilenen, bitkinin dilinden anlayan, ağaçlara bakmayı bilen, onun hastalıklarından anlayan o güzel insan, Osmanlı sarayına pek çok meyve ağacını getirmiş. İstanbul’a mor salkımı getirmiş. Burada bir mağazası da var. Bütün insanlar tarafından çok seviliyor George Baker. Bizden biri olmuş sözün özü… Tam 120 yıl önce Nestlé, ülkemize ilk adımını da George Baker ile birlikte atıyor.
Biri beslenme ve sağlık kültürü, diğeri bahçecilik ve estetik kültürü bağlamında İstanbul’un modernleşme hikâyesinde eş zamanlı iki önemli hareketi yarattı bu adımlar.
+++
Zaman yolculuğumuz, 20’nci yüzyıl başlarında İstanbul’da yeni bir seyir kazanıyor. Karaköy’de Şarap İskelesi sokağında, Halit Şefik ile tanışıyoruz Sunay Akın aracılığıyla… Orhan Veli Kanık’in çocukluk arkadaşı. Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte Garip hareketinin üçlü çekirdeğinden biri olsa da gölgelerde kalmış bir isim. Onu özel yapan ise kitabı sokağa taşıyan ilk isim olması. Şarap İskelesi Sokağı civarında kurduğu bir tezgâhta kitap satıyor.
Nestlé Türkiye’nin binası da işte bu sokakta kuruluyor. İlklere öncülük eden bir markanın görüldüğü ilk yer de burası, kitabın sokakta ilk görüldüğü yer de… Çalışanlar arasında kadınlar da var üstelik. Markanın yapmış olduğu bir iyilik daha…

Bir sonraki adımda Cemil Topuzlu ile karşılaşıyoruz. Mekteb-i Tıbbıye Şahane’yi bitirip uzmanlığını almak üzere Paris’e gitmiş ve bir cerrah olarak geri dönmüş. Çok da güzel bir köşkü var Caddebostan’da…
Günün birinde dönemin sadrazamı Ahmet Mithat Paşa bu köşkün önünden geçerken köşke de köşkün bahçesine de hayran kalmış. Kendi üstüne böyle güzel bir köşk ve bahçe yapan insana İstanbul’u versek ne hale getirir diyerek Cemil Bey’i huzuruna çağırmış ve onu şehremini ilan etmiş. Bugün bildiğimiz haliyle belediye başkanı.
O belediye başkanı olur olmaz büyük bir kolera salgını patlak veriyor İstanbul’da. Bir de üzerine Balkan Harbi patlak verince… Tam bir felaket! Her gün Edirne’den yüzlerce hasta ve yaralı asker İstanbul’a gelirken Nestlé o gün, insanlar yaşasın, ayakta kalsın diye orada…
Sultan Reşad’ın markaya, zor zamanlardaki katkılarından dolayı verdiği sanayi madalyalarını gösteriyor Sunay Akın. “En korkunç dönemimizdir” diyor o zamanlar için. “Bir yandan kolera, salgını bir yandan Balkan Harbi. Ölüyoruz… Atlatamasaydık Çanakkale’de duramazdık.”

Nestlé Türkiye’nin tarihinde hatırlanması gereken bir isim daha var. Besim Ömer Paşa. İlk kadın doğum doktorumuz. Cemil Bey’in en yakın arkadaşı. Fransa’ya giderken yanında o var.
Kadın sağlığı ve çocuk gelişiminin bir bilim olarak var olmasına çok büyük katkılar sunduğu gibi, ebe okulları kurmuş, bu vesileyle kadınları da çalışma hayatının içine katmış. Ki ebe okullarındaki bu kadınları Çanakkale Savaşı için sıhhi malzemeleri hazırlarken göreceğiz ilerleyen yıllarda.
Sultan Reşad’ın sanayi madalyasından sonra, Besim Ömer’in ülkemizde çocuk gelişimi, insan sağlığına katkılarından dolayı Nestle’ye yazdığı teşekkür mektubunu da görüyoruz.
O mektupla birlikte bir de şehadetname var. Nestle sütleriyle sütlaç, muhallebi hatta yoğurt dahi imal edilebildiği, bu ürünlerin hastanelerde kullanıldıktan sonra insan sağlığına son derece faydalı bulunduğunu tasdikleyen resmi bir belge bu. O tarihte şehadetnameler, verildiği kişilere en büyük ödülmüş.
+++
“KAİNATIN SÜTÇÜSÜ“
Ve şimdi, ülke tarihimizde yayımlanan en önemli dergilerden birinde, Servet-i Fünun’da da rastlıyoruz Nestlé’ye…
1914 yılında en önemli medya organlarından biri olan dergi, ekinde insanlara Nestlé’yi çok güzel bir başlıkla tanıtıyor: Nestlé Fabrikası Kâinatın Sütçüsüdür.

++++
1927… Sanayi Devrimi’nden sonra Nestlé, Cumhuriyet Türkiyesi’ne bir çikolata fabrikası kazandırıyor. Aynı yıl, İtalyan Heykeltraş Pietro Canonica’nın yapmış olduğu Cumhuriyet Anıtı’nın Türkiye’ye kazandırılmasına katkı sağlıyor ve bu anıt, Nakiye Öğretmen liderliğinde gerçekleştirilen ilk çocuk hakları mitingine de ev sahibi oluyor.
Çocuk mitingleri, erken Cumhuriyet döneminde, devletin “sağlıklı nesil” idealini topluma anlatmak için organize ettiği, çocuk sağlığı, eğitim ve nüfus politikalarıyla bağlantılı kitlesel etkinliklermiş.

Sonrasında sütlü çikolatalar geliyor. Cumhuriyet 10’ucu yılını kutlarken Nestlé, Anadolu’nun en güzel yemişlerinden biri olan Antepfıstığını ilk kez çikolatayla buluşturuyor.
1984’te Nescafé’yle, 1989’da Nesquik ile, 2002’de 3’ü 1 arada ile, 2008 yılında soğuk içeceklerle tanışıyoruz.
120’İNCİ YILDA 120 BİN İYİLİK
Aradan tam 120 yıl geçti. Hastalıkta, sağlıkta, savaş zamanında barış zamanında, iyi günde kötü günde her zaman Türkiye’de insanların yanında olan Nestlé Türkiye’nin inovasyon yolculuğu devam ediyor. Elbette iyilik bu yolculuğun her adımına eşlik etmeye devam ediyor.
Türkiye’de 1906 yılından bu yana faaliyet gösteren marka 120’nci yaşını “120 Bin İyilik Hareketi” ile kutluyor.
Meme sağlığı farkındalığını artırmak için MEMEDER Meme Sağlığı Derneği ile binlerce Aile Sağlığı Hekiminin ve eğitim gören bin 200 kadının yanında o var.
Ege Orman Vakfı ile 12 bin fidanı toprakla buluşturmak için, Gıda Kurtarma Derneği ile ihtiyaç sahibi ailelere 120 bin öğün ulaştırmak için ÇEVKO Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı ile bin 200 kişiye geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik odaklı eğitimler vermek için yanımızda.
Türk Eğitim Vakfı ile bin 200 gence ulaşım desteği sağlayarak eğitimlerine kesintisiz devam etmelerine katkı sunan marka gelecek nesillerin eğitim yolculuklarını destekliyor. HEPAD Her Eve Bir Pati Derneği aracılığıyla bin 200 kg evcil hayvan mamasını ihtiyaç noktalarına ulaştırıyor.
Nestlé Türkiye’nin çalışanları da bu iyilik hareketine aktif katılım sağlıyor. Bin 200 Nestlé gönüllüsü toplam 12 bin saatini gönüllülük faaliyetlerine ayırarak toplumsal faydanın büyütülmesine destek oluyor.
ORTAK DEĞER YARATMA YOLUNDA 120 YIL
“Türkiye’de bugün 9 farklı kategoride, 800’ü aşkın ürün, 50’den fazla markamızla her 10 evin 9’una konuk oluyoruz. Bu yıl, Türkiye’deki 120’nci yaşımızı gururla kutluyoruz” diyor Nestlé Türkiye Pazarlama, Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Direktörü Başak Ünal. Ve sözlerini şu cümlelerle sonlandırıyor: “120’nci yaşımızda da doğanın korunmasından eğitimde fırsat eşitliğine, gıdaya erişimden toplumsal gönüllülüğe ve meme sağlığı farkındalığının artırılmasına uzanan 120 Bin İyilik Hareketi projemiz ile yarattığımız değeri büyütmeye odaklandık. Türkiye’de attığımız her adımda “Ortak Değer Yaratma” anlayışımızı merkeze almaya, 120 yıllık hikâyenin devamını birlikte yazmaya devam edeceğiz.”
Not: Paylaşılan tüm görseller Nestle’nin 120’nci yıl kutlama etkinliğinde Sunay Akın’ın marka tarihine ilişkin yaptığı sunum esnasında kullandığı slaytlardan çekilmiştir.





Yorum bırakın